Lohusa
- Nihan Iscan
- Jan 25
- 3 min read

Lohusalık depresyonu ve beraberinde gelen krizler, pek çok annenin başına gelebiliyor. Bu dönemde vücuttaki hormonal değişimler, anneliğe alışma süreci, “yeterince iyi bir anne olabilecek miyim?” korkusu, bebeğe uyum sağlama çabası ve evdeki yeni rollerin oturması; yeni doğum yapmış, zaten hassas bir süreçten geçen bir kadın için son derece bunaltıcı ve duygusal olarak kafa karıştırıcı olabiliyor.
Ne yazık ki anne olmuş kadınların bu dönemde birbirlerine karşı tutumları da her zaman destekleyici olmuyor. Kimi kadınlar, kendi anneliğini kanıtlama çabasıyla; çalışan anneleri, zorlandığını dile getirenleri ya da “yıkılmadım, ayaktayım”i oynamayanlari alttan alta yaptiklari yorumlariyla küçümseyebiliyorlar.
“Normal doğum sezaryenden üstündür”, “güçlü anne hemen toparlanır”, “hamilelikte aldığı kiloları kısa sürede verir”, “hem çocuğuna bakar hem de hemen kariyer planlarına geri döner”, “kimseden yardım almadan çocuğun her ihtiyacını tek başına karşılar”, “sütü bol gelir, hiç mamaya ihtiyaç duymaz”, “lohusa olmasına rağmen saçı ve kıyafeti her zaman derli topludur” gibi gerçek dışı beklentiler yüzünden, lohusalık dönemindeki pek çok kadın kendini yetersiz hissedebiliyor.
Bütün bunların üzerine bir de eşin umursamaz tavırları eklenince tablo daha da ağırlaşıyor. Sanki yeni doğan çocuk iki kişinin değil de yalnızca annenin sorumluluğundaymış gibi davranan eşler, babalık görevlerini yerine getirmiyor. Gece gündüz bebeğin etrafında pervane olan annenin en çok ihtiyaç duyduğu şey; yanında onun bakımını, sağlığını ve uykusunu düşünen bir eş, çocuğuna gerçekten ilgili bir baba iken; stres ve zor şartlar bahanesiyle uzaklaşan babalar, aslında ne kadar büyük bir hata yaptıklarının ve yokluklarının eşleri üzerinde ne kadar derin yaralar açtığının çoğu zaman farkında bile olmuyor.
Oysa babanın görevi de, anne gibi, alt değiştirmeden uyutmaya, gaz çıkarmadan banyosuna kadar her adımda aktif şekilde yanında olmaktır. Ne yazık ki günümüzde pek çok baba, doğan çocuğun yalnızca sevimli, uykusunu almış ve eğlenmek istediği anlarda bir anda ortama dâhil oluyor.
Gupse Özay’ın başrolünde olduğu ve yapımcılığını da üstlendiği bu film, lohusalık döneminde pek çok kadının yaşadığı düşünce karmaşalarını, duygu geçişlerini, yalnız ama kalabalık hissetme hâllerini; acısıyla tatlısıyla, son derece samimi ve eğlenceli bir dille anlatıyor.
Filmde hem komik hemde izleyiciyi çileden çıkarabilecek kadar can sıkıcı olan; lakayt, sorumluluktan kaçan ve “tam adam olamamış” eş profili özellikle dikkat çekiyor. “Bu kadarı da olmaz” dedirtse de, aslında Türkiye’de ve dünyada pek çok sorumsuz yeni babanın bir temsili karakteri. Film, kadının yaşadığı tüm fiziksel ve ruhsal değişimlerin üzerine bir de beceriksiz bir erkeği çekip çevirmeye çalışmasını son derece gerçekçi bir şekilde gözler önüne seriyor.
Ev içi sorumlulukların kadınlar ve erkekler arasında nasıl dengesiz biçimde dağıtıldığını anlatan Fair Play kitabında şu çarpıcı ifade yer alır:
“Erkeklerin zamanı elmas gibi sınırlı ve değerli görülürken, kadınların zamanı kum gibi sonsuz ve tükenmez kabul edilir.”
Film tam da bu sözün altını dolduruyor. Annelikle birlikte gelen tüm ağır koşulları sırtlanan, küçük ve önemsiz gibi görünen işlerin birikmesiyle filmin sonunda yaşanan duygusal patlama; çocuk bakımındaki görünmez emeğin annenin zamanından ve tüm enerjisinden nasıl pay aldığını açıkça gösteriyor.
Ortaya çıkan tablo şu: Elini taşın altına koymayan, kendi zamanının değerini bilen; ancak eşinin zamanını sanki hiç tükenmeyecekmiş gibi gören, ondan sürekli beklenti içinde olan ve çoğu zaman bu “görünmez işlerin” varlığından bile habersiz bir eş profili izliyoruz.
Anneler, lohusalık dönemi etkilerini sadece aile hayatında değil, sosyal yaşamlarında da yoğun bir şekilde hissediyorlar. Arkadaşlık, sosyalleşme ve farklı etkinlikler söz konusu olduğunda, kadın artık neredeyse her saatini çocuğuna ayırdığı için dışarıdaki zamanı hem çok kısıtlı hâle geliyor hem de hiçbir şekilde gönül rahatlığıyla eğlenemiyor. Hatta zamanla, arkadaş ortamlarından peyderpey uzaklaşmak zorunda kalıyor.
Merakla beklediğim bir komedi filmiydi ve kesinlikle beklediğime değdi. Hem güldüren hem düşündüren; yeni ebeveynlik hikâyesinin altında kadınlara ve tüm annelere gizli ama çok anlamlı mesajlar saklayan bu filmi tavsiye ederim.
Comments